İnternet hakkında çok yazıldı, çizildi ve ben bu satırları yazarken de yazılıp, çizilmeye devam ediliyordur. Her ne kadar hayatın vazgeçilmez bir unsuru olsa da, dünyanın bir çok bölgesinde televizyondan sonraki şeytan olarak anılmakta olduğu da aşikar sanırım. Antisosyal varlıklar yaratma, iletiş ağını çoğaltırken insanlar arası iletişimi kısıtlayan bir araç olarak görülen internet bu ve bunun gibi bir çok teorilerin yanında, dabbe veya şeytan olma olasılığının olduğu görüşlerini de beraberinde saklar. Elbette ki bütün bu söylenenlerin haklılık payı yüksektir, bir şey diyemem. Zaten ben de internet üzerine kurulan olumsuz teorileri çürütmek için bu yazıyı yazmıyorum. TTnet firmasının haksız yere internet bağlantımı şak diye kesmesinden sonra televizyon izlemeye mahkum kaldıktan sonra böyle bir yazı yazmaya karar verdim.
İleriki nesiller belki bilemeyecektir ama iletişim okuyan hemen hemen herkes Ünsal Öskay’ın ‘’Televizyon Öldüren Eğlence’’ kitabını duymuştur. Kitabı anlatmaya gerek yok merak eden olursa alıp okusun çok yararı olacaktır emin olabilir. Ben üniversiteye başlayana kadar sıkı bir televizyon izleyicisiydim özellikle çizgi film olmak üzere televizyon izlemeyi çok severdim, bölümünü okuyunca insan izlemekten de çekiniyormuş. Bende de aynı durum oldu. Yavaş yavaş soğudum, internet üzerinden takip ettiğim kadarıyla yine mesleksel olarak bir aşinalığım vardı ama yaklaşık bir gün boyunca televizyon izlemeye mahkum edilmemiştim. Yapacak bir şey yoktu, herkes işinde gücündeyken zorla bir yere çağıramazsınız. Bende oturdum televizyon izledim. O öldüren eğlence tabirini arar oldum. Artık öyle rezil duruma gelmiş ki televizyon yayıncılığı duygularımı nasıl ifade edeceğim bilemiyorum. Ben anlatayım siz de okuyorsanız eğer :=) bir şeyler anlarsınız.
Sabah yüzmeye gittiğim için öğleye kadar pek tv izlemedim ama daha sonra evde uydu olmasına rağmen izleyecek bir şey bulamadım. Yüzlerce kanal varken ilgimi çekecek hiç mi yayın olmaz arkadaş. Bir ara kendimi tarım ile ilgili bir kanalı bilinçsizce izlerken buldum. Sanırım doğaya olan açlığımı oradaki ortamı görürken gidermeye kalktı bünyem. Ya da anne ben çiftçi olucam şakam acaba içten içe sakladığım bir gerçek miydi bilemedim. Kadın programları rezaletti izlerken o kurgusallık o kadar çok gözüme battı ki dayanamadım. Sosyolojik araştırmalara konu oluyordur umarım bu tür programlar çünkü bilim insanlarının isteyip de kolay kolay yaratamayacakları bir deney odası gibi bir yer resmen. Yarışma programı izleyim dedim ama pek yoktu, sonra Kenan Işık’ın sunduğu ‘’Kim Milyoner Olmak’’ ister adlı yarışmayı düşündüm artık yarışmacı seçimlerindeki yanlı taraflarının ne kadar açık olduğunu daha bir net farkettim. Geçenlerde Kenan Işık’ın o yarışmaya laf sokuşunu hatırladım üniversite her ne kadar imaj düzeltmek için dereceli birini getirmiş olsa da kısacık yarışma süresiyle gitti yine. Biraz da bizi çağırın ya hiç olmadı ön elemeye çağırın kaç kere başvuracağız arkadaş.
Spor programı takip edeyim dedim, internet kullanımından alışkanlık ya bir ara teletextlere baktım bu yüzden TRT’de amma da çok spor programı varmış yahu. Belgesel Kanalı hariç bende olan bir çok kanalda spor programları doluydu. Belgesel demişken hiç mi belgesel çeken kişi yok bu ülkede hep eski yayınlar, aynı yayınlar. Tabi kültür ve turizm ve ülke tanıtımı amacı gütmeden belgeseller yayınlanmayacak mış. Yoksa ne belgeseller varda iştee.
Okan Bayülgen hala bildiğiniz gibi hiç değişmemiş eskilerden bulduğum nadir insanlardan bir diğeri de ‘’Şirinler’’ çizgi filmiydi zaten. Aynı ukalalık, vurdumduymaz havalar, gereksizlikler, her şeyi ben bilirim havaları. Bir haftada 4 gün program yapıyormuş şaşırdım sıkılgan bir adam neticede. Ama kanala ortaklığı var artık. O filmde oynayıp sulandırılmışlıkla televizyon sektörünü eleştirip, kendi kanalının reytingi için konuklarına söz hakkı vermemek ne garip çelişkidir yahu.
Akşamları ikişer adet dizi oynatmasa bu televizyon kanallarının gerçekten işi zor. Bu halleriyle izlenme oranları gitgide azalırdı. Süreler hala aynı maalesef. Uzun uzun ve gereksiz çekimler çok, el mecbur çekiyorlar tabi. Ve sadece birkaç saniye için haberlere bile reklam girmeleri mide bulandırıcılık. Hatta merak edip izlediğim bir programda reklam arası verildi bekleyeyim dedim ne olacak zaten başka bir şey yok. Neyse reklam bitti birkaç saniye konuştular yine reklama bağlandılar. Kapattım tabi.
Reklamlar derseniz. Bir sektör bu kadar mı iğrenç olur, kadın karşıtlığı oto reklamı, cinsellik pompalayan cips reklamları, çocuk istismarı yapan giyim reklamları, ve daha nice iğrençlik. Bu sektörü de çalışacak arkadaşlarım yazık size ya. Bir cips reklamında neden bir kadın seks objesi olarak sunulur ve nerde bu ülkenin kadın örgütleri, birileri ancak öldürüldüğünde üzerinden para kazanmak için yazı yazan yazarları nerde, kadın örgütleri nerde, umarım siz birşeyler yapıyorsunuzdur ve ben göremiyorumdur. Ben size neden olduğunu söyleyeyim eğer ki bu ülkede ‘’Ölüm Pornosu’’ kitabı yasak olmamış olsaydı porno sektöründe cipsin ne kadar önemli olduğunu öğrenecekti okurlar ve özellikle cips reklamlarında neden seks objesi kadınların kullanıldığına yorum getirecekti belki de. Ve aynı durum çikolata reklamları için de geçerli, her ne kadar mutluluk verdiği açıklansa da cinsellikle bağdaştırmak ve mutluluğu dudaklara yakın çekimle ‘’haz’’ gibi bir hayvani his düzeyine indirgemek bilinç kodlamaktır bana göre.
İstediğiniz kadar internet şöyle böyle deyin arkadaşlar. Televizyondan çok çok daha iyi bir araç en azından. Ve şu an için ‘’İnternet Öldüren Eğlence’’ ve ‘’Televizyon sado-mazo eğlence’’ tabirleri daha doğru oluyor gibi geliyor bana. Eğer intihar etmek istiyorsanız ya da birine işkence yapmak istiyorsanız eline bir kumanda verin ama kapatma tuşu olmasın ve karşısına oturun ya da oturtturun 24 saat bekletin. Katil siz olmazsınız ama ortaya çıkan sulak beyinlere son bir müdahale etmek için vicdanınızı sorgulayabilirsiniz.
Ve son olarak daha yazacak o kadar çok şey var ki…. Fırsat buldukça yazmaya çalışacağım.